Yazı(lar) – Ya / zılar – Yaz / ı / lar -- Yazı Parçaları
I
Yazı(lar)
Ya / zılar
Ya/zı-lar
Yaz
sınlar
Yazı
Yazın
Ya
zın
Yazı
Yaz
(Yazsın)
I
Yazı(lar)
Ya / zılar
Ya/zı-lar
Yaz
sınlar
Yazı
Yazın
Ya
zın
Yazı
Yaz
(Yazsın)
II
Yazı... Niye yazılır? Nereye yazılır? N’apılır? Bir “eylem”midir yazı? yoksa biçim mi? Niye yazar “insanoğlu”? Geride “kalıcı” birşey(ler) bırakma kaygısı yüzünden mi? Peki yazı yazınca “baki kalan bu kubbede hoş bir seda” kalır mı?
III
Bu yazının – yazı parçalarının – birinci kısmı için “hiç de orijinal değil” diye boşuna düşünmeyin. Kendimce “aklıma ne gelirse” yazma “eylemi”ni gerçekleştirmek amacıyla yapılan bir “deney” benimkisi. Hani “bilinçakışı” yönteminin uyguladığı biçim. Deneyin sonucu mu? Biraz Özdemir Asaf, biraz Oruç Arıoba, biraz Behçet Necatigil... Sanırım onların yazdıklarının birer kopyasından başka birşey değil ilk kısım. Daha doğrusu, onların tarzlarının kötü bir kopyası... Zaten yazı dediğimiz şey kopya değil de nedir? Ne oldu? Katılmıyorsun galiba sevgili okur! Fikir senin... ister katıl, ister katılma tabiî...
IV
Hititler ne diye binlerce tablete yazdılar ki? Sakın ola binlerce yıl sonra birisi bulup onları oku(ya)mayıp anlamasın!?
V
Cevat Çapan’ın “Taş Kitap”ına n’oldu? Ağırlıktan taşıyamıyor muyuz artık? Yoksa, ne taş baskısı kaldı artık, ne “taş kitap”lar? Ne de olsa çağımız “bilgi çağı”! Herkes “bilgi deposu” artık! Bakın bana, bu saçma sapan yazıya! Ben, “bilgi deposu” olmuş halimle ahkâm kesiyorum. Nasıl mı? Bu dergide “var olan” yazımla. Hani ‘ölmüştü yazar’? O zaman, hangi hakla ben varım diyebiliyorum ki? Varlık, ne zamandan beri zamana endeksli? Heidegger neyi anlatıyor ki? Yüzyıllardır süregelen “büyük anlatı”yı mı yoksa... Hani Levinas bu varlıkbilimi “egoloji” olarak tanımlıyordu? Peki tüm bunların Filistin Sorunu ile olan ilgisi ne? Hepimiz Filistinliysek neden hâlâ Ortadoğu’da insanlar ölüyor? Biz –bizzat bu satırların yazarı da dahil– son model araba(lar) peşinde koşarken, sabah McDonald’s a sövüp akşama bir dostuyla Starbucks’a gitme plânları yapmaktayken, değil iğne çuvaldız, atomaltı parçacıkları dahi batırsak yüreğimize, görürüz hayatın ta kendisinin ne denli gerçek olduğunu... Ve açıklayabilmek için derdimizi, kiminiz konuşur, kiminiz yazar -- yaz/ar (ya/zar).
VI
Kim “Bile/Yazdı”?
VII
Tüm bu çelişkiler ağı olan yaşam, Deleuze’ün şizofrenik olarak nitelediği şeyin tam kendisi değil miydi?