Önce Öldür, Sonra Yücelt!
Her geçen gün nereye varacağını bilmeden yaşamak durumunda olduğumuz tüketim çağında, sürpriz diye birşeyden söz etmek de sözkonusu değil artık. Nereden mi bahsediyorum? Tüketim çılgınlığından... Beğensek de beğenmesek de bir parçası olduğumuz bir gerçek tüketim çılgınlığı. Karşı durmamız, ne yazık ki, pek de bir işe yaramıyor birey bazında. Ancak, toplu bir başkaldırı olursa eğer, bir işe yarar ya, hepimizin içine böylesine işleyen birşeyden kurtulmak ne kadar mümküm?
Tüketme olgusu öyle bir mecburiyet ki, onsuz olmuyor, yaşayamıyoruz sanki. Olmaz! İlle de tüketmemiz lazım! Bizim düşüncemize karşı olsun olmasın, önemli değil; tüketildiği sürece herşey hoş! Ne de olsa, asıl düşünce tüketim.
Aslen bir komünist olan ve hayatını bu uğurda kaybeden Ernesto Che Guevara’nın ticarileşmesi bunun güzel bir örneği. Yaşadığı sürece bir baş belası olarak görülen Che Guevara bugün bir marka! Yani, önce baş düşmanını öldüreceksin, ardından onu yeniden diriltip, metalaştıracak, satacak, tüketildikçe yerini daha da sağlamlaştıracaksın. Che Guevara tişörtleri, posterleri, kokartları ve bilumun Che ürünleri buna güzel bir örnek. Kimimiz kim olduğunu, düşüncelerini özümsediğimiz için, kimimizse, kim olduğunu doğru dürüst bilmeden, sırf moda olduğu için etrafta Che tişörtü satın alıp, odamıza posterini asıyoruz. Tabii ki olayı bu kadar basite indirgemek doğru değil, bunun farkındayım. Yani, her Che tişörtü giyen bilinçsizce giymiyor onu, aksine gerçek anlamda düzeni protesto etmek maksadıyla giyiyor da olabilir ancak, bu, günün sonunda, istemeden de olsa, var olan durumun (hegemonik yapının) kendisini yeniden üretmesine katkıda bulunmaktan öteye geçemiyor.
Bir başka örnek vermek gerekirse... Yıkılan Sovyetler Birliği de tıpkı Che Guevara gibi: Sovyetler Birliği tehlikesi ortadan kalktığına emin olunduktan sonra üzerinde Rusça Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (CCCP) yazılı tişört, svetşört, eşortmanlar yok satmaya başladı. Son zamanların popüler gruplarından olan Black Eyed Peas’in “Don’t Lie” şarkısında kırmızı beyaz CCCP tişörtü giyen bir eleman verdiği “mesaj” tam da bu anlayışın bir ürünü değil de nedir? Bundan 25 yıl önce ABD gibi bir ülkede, popüler kültüre mâl olmuş bir grubun alenen üzerinde CCCP yazılı bir tişört giymesine ne kadar rastladık? Başka bir değişle, kaç tane pop grubu (burada pop kelimesini popüler anlamında kullanıyorum) üzerinde Che veya CCCP baskılı tişört giymekteydi ki? “15 yıl sonra yeniden: Countdown to Extinction albümünün düşündürdükleri – parçalı notlar” yazısında da belirttiğim gibi, kapitalizmin kendisine karşı olan herşeyi zaman içerisinde yutmasının bir başka örneği Che Guevara veya CCCP tişörtleri..
Uzun lâfın kısası: Gündelik hayatta tüketim öylesine bir hâl aldı ki, tükettiğimiz bir ürünü “gerçek” anlamda ne ifade ettiğinin farkında bile olmadan tüketiyoruz. Veya, bir zamanlar “sistem karşıtı” olan kişi, kurum ya da düşünce(ler) zamanla sistem tarafından yutulduktan sonra metalaşıp, bize sunuluyor. Hatta, onu da geçin, bir zamanlar adını anmanız “tehlikeli” olabilecek o şey, ki her neyse, tüketmeniz için size allanıp-pullanıyor! Sonuç mu? Buyrun size sistemle uyuşmuş, içi boşaltılmış, hiçbir anlamı olmayan CCCP, bir zamanlar tehlike olan ancak şu an bir ikondan başka birşey olmayan Che Guevara... Seçim hepimizin!