15 yıl sonra yeniden: Countdown to Extinction albümünün düşündürdükleri – parçalı notlar
(90’lı yıllar trash metali hakkında dağınık birkaç not)
II1989’da Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra bir süre ne yapacağını şaşıran bir yapı oluştu sanki trash metal dediğimiz türde. O dönemlerin yine en popüler grupları “şaşırtıcı” kararlar alıp
popülerleşme dediğimiz olguya yeni bir boyut kazandırma adına – kendilerini daha popüler yapma çalışmaları desek herhalde çok da yanlış olmaz – daha “büyük” işlere giriştiler.
Megadeth’in
Youthanasia* adlı albümü sanırım bu konudaki son bayrak olarak adlandırılabilir. Ondan hemen sonra çıkan ve tarihlerinde ilk olarak
Metallica’yı takip etmeden çıkarmış oldukları albüm olan
Cryptic Writings kanımca ne eski sertliği ne de o “eski”
Megadeth’i simgeliyordu.
Bu arada... 1990’lı yıllar... Flemming Rasmussen ile yollarını ayıran
Metallica yola
Bon Jovi grubunun satış rekorları kırmasında önemli katkıları bulunan Bob Rock ile “devam” kararı almış, adına
Black Album denen
magmun opus’la kendisine “yeni bir sayfa” açmıştı. Sonrasında çıkarılan
Load,
Metallica değil de piyasaya yeni çıkan bir grup tarafından yapılmış olsaydı belki o yılın en iyi hard-rock albümü olurdu kanımca. Ama
Load, basit bir albüm değil, trash metal denen müziğin tıpkı rock müzik gibi endüstri tarafından yutulup sadece adının kaldığını belgeleyen bir başyapıt, milestone.
Metallica daha sonra “yeni dünya düzeni”nin bir parçası olduklarını ispatlayamadıklarını düşündüklerinden olsa gerek,
Reload’u çıkardı. Sonuç: trash metalin resmi ölümü!!!
Ancak, bu yazıyı okuyanların büyük bir kısmı büyük bir olasılıkla:
a) zaten trash metal diye birşey hiç olmadı ki
b)
Metallica her zaman endüstrinin bir parçasıydı, hiçbir zaman bir eleştirellik içermedi ki;
c) Peki ya
Testament’in durumunu nasıl açıklayacaksın o zaman? – “sertleşmeye” bir örnek (
Low albümü örneğin) --
Paradise Lost’un durumunu da unutmamak lazım!!! (
Host albümü mesela) – “yumuşamaya” bir örnek
diyebilir, ki bu eleştiriler haksız da sayılmaz.
Fakat, konuyu çok dallandırıp budaklasam da, özü şu: kapitalizmin, bir zamanlar “radikal” olan tüm unsurları nasıl olup da zaman içerisinde eritebilen esnek bir sistem olduğu. Ve adına ne denirse densin, müzik ya da diğer sanat dalları (dadaizm örneğin) sistemin en iyi yapıtaşı haline geliyorlar. Rock müzik de öyle değil miydi? Nerede şimdi o eski eleştirel yönü rock müziğin? (Popüler kültürün nasıl işlediğini, rock müzik örneği de dahil daha iyi anlamak için şu makale okunabilir: Tetzlaff, David. “Popular Culture and Social Control in Late Capitalism”.
Culture and Power: A Media, Culture & Society Reader. Paddy Scannell et al. London: Sage Publications, 1992.)
Testament’in “sertleşmesi” ile
Paradise Lost’un “yumuşaması” ya da new wave gibi yıllardır yaptıkları müzikten bambaşka bir türe yönelmesi ise bunun gibi basit bir yazının haddini fazlasıyla aştığından, belirtilen konulara daha sonra değineceğimi ümit ederek bitiriyorum yazıyı bu seferlik...
* Sadece
Megadeth'in
Youthanasia albümün isminin değiştirilmesi süreci bile, bu grupların sistem içerisinde nasıl "yutulduğunun" iyi bir göstergesi. Hatırlayacaksınız, albümün ilk ismi
Euthanasia -- ki o da
Ötenazi kelimesinden gelmekte -- iken plak şirketinin baskıları sonucu
Youthanasia oluvermişti.